11 Haziran 2026

Atlar Nallanırken, Kurbağa Ayağını Uzatmış

Vaktin birinde bir Padişah’a çok güzel bir tavus kuşu hediye etmişler. Demişler ki efendim bu tavus kuşunun eşi benzeri dünyada yok, çok cins bir hayvandır. Şöyle meziyeti var, böyle meziyeti var. Öve öve bitirememişler kuşu. Neyse Padişah hediyeyi kabul eder. Vezirine; 

-Nasıl buldun bakalım tavus kuşumu?

Vezir, 'bu tavus kuşunun bir kusuru var efendim' deyince Padişah hiddetlenir: 

-Nedir bakalım benim eşi benzeri olmayan tavus kuşumun kusuru?

Vezir: 

Efendim önce siz bunu size hediye edene sorun sonra söyleyeyim. deyince Padişah çok merak etmiş. Tavus kuşunu hediye edeni çağırtıp kuşun kusurunu sormuş. İlk önce kuşun hiçbir kusuru olmadığını söyleyen adam, kellesinin Padişah tarafından alınacağını anlayınca gerçeği itiraf etmiş: 

-Efendim bu tavus kuşu yumurtadayken anası öldü, biz de onu bir Kaz'a kuluçkaya yatırdık ama bu onun zarafeti ve güzelliğini gölgelemez.

Adamı yollayan Padişah, veziri çağırtır ve tavus kuşundaki kusurun ne olduğunu ve bunu nereden anladığını sorar. 

Vezir: Efendim tavus kuşu alımlı hayvandır kasılır yürür. Suyu bile iki saatte içer çalım satmaktan. Ama bu tavus kuşu, su içerken kaz gibi boynunu uzatıyordu.

Aferin demiş Padişah ve emir vermiş: 

-Vezirimin yemeğini bir tas artırın.

Aradan bir zaman geçtikten sonra Padişah’a muhteşem bir at hediye etmişler ki öve öve bitirememişler. Bu atı dünyada geçecek at olmadığını, şaha kalktı mı herkesi kendisine hayran bıraktığını, iki günlük mesafeyi birkaç saatte koştuğunu duyan Padişah büyük bir heyecanla hediyeyi kabul etmiş. Vezirini hemen çağırtıp muhteşem atını sormuş. Vezir beğenmediğini söyleyince padişah tekrar hiddetlenip bunda ne kusur bulduğunu sorunca Vezir daha önce olduğu gibi bunu Padişah’tan atı hediye edene sormasını ister. Tavus kuşu meselesinde haklı çıkan vezirine güvenen Padişah atı hediye edeni çağırtır. Atın sahibi de aynı tavus kuşunun sahibi gibi kellenin gideceğini anlayınca başlar anlatmaya

-Bu atın anası, babası ataları hepsi soyludur amma velâkin bu at daha tayken anası öldü bunu bir inek emzirdi. Tek kusuru bu Efendi’miz.

Padişah Vezir’in cevabını çok merak ettiği için hemen adamı huzurundan kovmuş ve veziri çağırtmış. Vezir huzura gelip cevabını vermiş:

-Padişahım soylu at üzerine sinek konduğunda öyle bir silkinir ki sinekler üzerine bir daha konmaya çekinir. Fakat bu sizin at, inekler gibi kuyruğunu sallıyor.

Padişah, veziri tekrar takdir edip ve emir veriyor: 

-Vezirimin yemeğini bir tas arttırın.

Vezirin bunları nasıl tahmin ettiği Padişah’ın aklından bir türlü çıkmamaktadır. Veziri bir gün tekrar yanına çağırtır ve sorar:

-Söyle bakalım Vezir, ben nasıl bir Padişah’ım benim asil soyum sopum hakkında ne söyleyebilirsin?

Vezir: 

-Efendim doğrusunu söylemek gerekirse siz soylu bir padişah değilsiniz. deyince, padişah yerinden kalkar ve diğer vezirlerine, bu vezirin öldürmesini söyleyecekken merakı ağır basar ve otururken neden böyle söylediğini sorar. Vezir padişahtan validesi sultan hanım’la bu konuyu konuşmasını daha sonra kendisinin cevap vereceğini söyleyince Padişah hiç beklemeden valide Sultan’a gider ve kendisinin neden asil olmadığını sorar.

Valide Sultan oğluna: 

-Oğlum sen Beysin koca ülke senin iki dudağının arasında as dediğin asılır, yaşa dediğin yaşar, sen istemezsen ülkede kuş bile uçamaz.’

Annesinin kendisini kandırmaya çalıştığını anlayan Padişah kılıcını çeker ve annesinin üzerine yürür. Valide Sultan aman diyerek oğluna yalvarır ve gerçeği anlatır:

-Oğlum, baban sürekli savaşlardaydı ve benimle çok ilgilenmiyordu. Sarayda çok yakışıklı ve kuvvetli bir aşçıbaşı vardı, senin baban odur. Bu neyi değiştirir ki oğlum sen sonuçta Padişah’sın.

Padişah kendisini bekleyen Vezir’inin yanına gelir ve anlatmasını emreder kendisinin neden soylu olmadığını. Vezir:

-Efendim Padişah dediğiniz ihsanda bulunurken kese kese altın verir, gümüş verir fakat siz her defasında bir tas yemek veriyorsunuz. O yüzden sizde Padişahlık kumaşı yok... 

22 Nisan 2025

İpe Un Sermek

 

Vakti zamanında Anadolu’nun bir köyünde tembelliğiyle nam salmış bir adam yaşarmış. Bu adam, ne zaman bir iş verilse türlü bahanelerle o işi yapmaktan kaçar, ama bunu da pek belli etmeden ustalıkla yaparmış. Komşularının tarlasında çalışmaz, odun kesmez ama hep bir işle meşgul görünürmüş.

Bir gün köyde büyük bir düğün olacakmış. Herkes imece usulüyle düğün için çalışırken, bu adam da yardım etmesi için çağrılmış. "Ben de elimden geleni yaparım" demiş. Sabah erken saatte görünmüş, elinde bir ip ve un torbası varmış. Herkes merakla ne yapacağını beklerken başlamış yere ip serip üstüne azar azar un dökmeye.

Görenler şaşkınlıkla sormuş:

"Yahu ne yapıyorsun sen?"

Adam son derece ciddi bir şekilde cevaplamış:

"İpe un seriyorum, sonra da kurutacağım. Gerekirse düğün için kullanırız."

Tabii bu iş ne mantıklıymış ne de faydalı. Ama adam bu şekilde tüm gün oyalanmış, kimse de ona tembel diyememiş çünkü görünüşte bir işle uğraşıyormuş.

O günden sonra bir işi yapıyormuş gibi görünüp aslında oyalananlara "ipe un seriyor" denmeye başlanmış.

09 Mart 2025

Hiç Kimse Görmek İstemeyen Biri Kadar Kör Olamaz!

 

Yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan, bu nedenle de yemek yemeyen ve hiçbir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.

Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltir. Hasta "tabii ki kanamaz, çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur" der.

Bunun üzerine psikiyatrist küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırır. Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir. 

"Lanet olsun! Ölüler de kanarmış."

İbni Sina’nın dediği gibi: "Hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz."

30 Kasım 2024

Başka Açıdan Bakmak

 


Sokrates diyor ki:

Ben gençken erken kalkmaktan hoşlanmazdım ve annem bu davranışımdan nefret ederdi. Çünkü bir gün beni zengin bir tüccar olarak görmeyi hayal etmişti.

Ve bir gün annem benimle öğretmeni görmeye geldi. Aralarında bir anlaşma yaptılar.

Ben de:

-Öğretmen erken kalkmanın faydalarını bana anlatsın, dedim.

• Öğretmen: 

-Sokrates, sana harika bir hikaye anlatacağım ve sen de bana bundan ne çıkardığını anlat. Tamam mı?

Sokrates: 

-Peki.

• Öğretmen: 

-İki kuş varmış, biri erken uyanıp böcek yiyip yavrularını beslemiş. Diğeri geç uyanıp yiyecek bir şey bulamamış... Hikayeden ne anladın Sokrates?!

Sokrates:

-Erken kalkan böcekler, kuşlar tarafından yenir!...😊

17 Ağustos 2024

Gaslihgting Hikayesi


Gaslighting, bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemidir. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirmedir. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. Terimin adı, Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir oyundan gelmektedir. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna ikna etmeye çalışır ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek değil uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varır.

Gaslighting yaşanan ikili ilişkilerde baskın olan birey idealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma şeklindeki üç aşamayı izler. Baskın olma ve manipüle etme amacındaki birey ilk olarak birlikteliklerinin harika olduğu algısı yaratıp hayran olma safhasına geçer. Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresinde hayranlık duyulan birey sorunlu, ideal olmayan ve hiçbir şeyi beceremeyen bir kişiye evriltilir. Gözden çıkarma safhasında ise mağdur terk edilerek yeni arayışlar içine girilir. Bu dikteye maruz kalan kurbanlar sık sık kendilerini özür dilerken bulabilirler.

20 Mart 2024

Nur Yüzlü İhtiyar Kuyumcuda

Nur yüzlü ihtiyar bir adam şeyh edasıyla kuyumcuya girdi.  Kuyumcu saygıyla karşıladı.

İhtiyar dedi ki: - Ben senin sevabınım..!

Kuyumcu güldü ve alaycı bir şekilde: "Pırıl pırıl bir yüzün olduğu doğru, ama bir sevabın böyle görüneceğini hiç düşünmemiştim!"

Bu sırada genç bir çift dükkana girerek altın siparişi verdi.

Kuyumcu siparişi hazırlarken  oturmalarını söyledi.

Genç hanım gidip yaşlı şeyhin kucağına oturdu... Kuyumcu şaşırdı ve kadına sordu: Neden  şeyhin kucağına oturdunuz?

Genç hanım şaşkınlıkla: -"Hangi şeyh?" iyi misiniz siz? Neden bahsediyorsunuz? Burada kimse yok ki. 

Bize bu siparişimizi verecek misiniz, vermeyecek misiniz?

Şaşıran ve utanan  kuyumcu genç çiftin altınını vererek parayı aldı ve genç çift dükkandan ayrıldı.

Şeyh kuyumcuya dönerek şöyle dedi: -Beni senden başka kimse göremez ve bu ancak salih ve iyiler için mümkündür.

O arada başka bir erkek ve kadın girdi ve aynı hikaye tekrarlandı.

Şeyh kuyumcuya  -Ben senden bir şey istemiyorum! Rızkınızı artırmak için bu mendili yüzünüze sürün..

Kuyumcu mendili kutsal ve ruhani bir tavırla aldı, kokladı ve yere yığıldı.

Şeyh ve arkadaşları bütün para ve altınları alarak kaçtılar. 

4 yıl sonra Şeyh kılıklı bu adam, 2 hırsız sözde çift hırsız ve 2 polis  dükkâna girdiler..

Polis memuru, Şeyh ve kuyumcuya hikâyeyi sordu ve sırayla hikâyeyi anlattılar.

Polis memuru "Tabii ki sahneyi aynen tekrarlamalısınız" dedi ve şeyh mendili kuyumcuya verdi ve kuyumcu koklayıp ovuşturdu ve anında yere düştü ve bu kez şeyh, polis ve arkadaşları dükkânı tekrar soydular...

Sonuç; Her 4 yılda bir seçimler tekrarlanıyor ve biz millet olarak şeyh kılıklı soyguncular tarafından aynı hikayelerle kandırılarak  soyuluyoruz.

Ve hiç de akıllanmıyoruz..

Seçimler yaklaşırken altınlarınıza dikkat edin. ⚠

23 Aralık 2023

Ey Özgürlük

 

Karnataka'daki kombaru tapınağı'nın bitişiğinde, bir leopar bir köpeği kovalar. 

Köpek önde, leopar arkada bir tuvalete girerler, kapı dışarıdan kapanır ve ikisi içeride sıkışırlar. köpek korkudan bir köşeye çekilir, havlamaya bile cesaret edemez.

Leopar, tek hamlede köpeği parçalayıp yiyebilecekken bunu yapmaz. Üstelik de açtır.

İki hayvan kendi köşelerinde sessizce beklerler. 

12 saat sonra leopar uyutularak oradan çıkartılır. 

Soru şu: neden aç leopar, bu kadar kolay bir lokma haline gelmişken köpeği yemekten vazgeçti? 

Uzmanlar soruya şu yanıtı verir: vahşi hayvanlar, özgürlükleri konusunda çok hassastır. özgürlükleri ellerinden alındığında derin bir üzüntü duyarlar ve açlığı unuturlar. 

Bir vahşi hayvanın özgürlüğü elinden alındığında açlığı unuturken; hakları kısıtlanmış, özgürlükleri ellerinden alınmış insanların, sırf ekmeklerini kaybetmemek adına her türlü zulüm karşısında susmaları çok acı değil mi?

Atlar Nallanırken, Kurbağa Ayağını Uzatmış

Vaktin birinde bir Padişah’a çok güzel bir tavus kuşu hediye etmişler. Demişler ki efendim bu tavus kuşunun eşi benzeri dünyada yok, çok cin...