18 Temmuz 2026

Üç Arkadaş Yola Çıkmış

Üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalır.

Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni'dir ve Ermeni olan aynı zamanda papazdır.

Hava çok sıcak, bir süre sonra yolda susarlar, etrafta su yok. Bağların olgun zamanı. ”İki salkım üzüm yiyelim de ağzımız ıslansın,” diye bir bağa girerler.

Bağın sahibi heybetli bir Türk’tür ama onu göremezler.

“Kaç paraysa veririz,” diyerek yemeye başlarlar ki, bağın sahibi ortaya çıkar. Ne görsün, üç kişi üzümlerini yemekte.

Çok sinirlenir, ama bir yandan da üç kişiyle birden başa çıkamayacağını düşünür.

Birine bakar, kıyafetinden Ermeni ve papaz olduğu belli.

Diğerine bakar, konuşmasından Kürt olduğu belli.

Üçüncüsü de Türk.

Döner Ermeni’ye,

“Bak bu adam Türk, yesin malımı.

Benim kanımdandır.

Helali hoş olsun.

Bu da Kürt’tür ama din kardeşimdir.

Sen niye yiyorsun benim üzümü mü?” der.

Bu laf, üzerlerine sorumluluk yüklenmeyen Türk ve Kürt’ün hoşuna gider ve hiç karışmazlar

Bağcı, papazı bir güzel döver. Ta ki yerde kıpırdayacak hal bırakmayıncaya kadar…

Biraz sonra bağcı, Kürt’e döner…

“Müslümansın da niye sahipsiz sandığın bağa giriyorsun.

Bu adam benim kanımdan yediyse afiyet olsun,

Çünkü o Türk’tür. Kardeşimdir,” diyerek bir güzel onu da döver ve yere uzatır…

Bu durum da Türk’ün hoşuna gitmiş, keyifle olan biteni seyretmiştir.

İri yarı bağcı işi bitince Türk’e döner ve “Tamam anladık Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz ama başkasının bağına girilir mi?” diyerek başlar ona da vurmaya,

Yere yuvarlanan Türk, dayak yerken çaresizce Kürt’e döner ve kulağına …

“Biz” der, “papazı dövdürmeyecektik.”

*****

Sarı öküzün hikayesi gibi değil mi?

Papaz Tevrat Öğrenmek İster

Papazın biri, uzun süredir ahbaplık ettigi Haham'a "Bana Tevrat'ı öğretmeninizi isterim" der...

Haham, olmaz der, "Sen Yahudi doğmadın, kafan Yahudi gibi çalışmaz. Tevratın kelamını anlaman mümkün değil..."

Papaz ısrar eder, Haham razı olur, ama bir koşulu vardır: soracağım soruya doğru yanıt verebilirsen, öğretirim"... 

Papaz, "Kabul" diye yanıtlar. "Sor bakalım!"

Haham:

"İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki tertemiz çıkar. Hangisi yıkanır?"

Papaz, "Bundan kolay ne var?" diye atılır. "Kirlenen yıkanır, temiz kalan yıkanmaz."

Haham içini çeker, "Sana Tevrat'ın kelamını asla anlamayacağını söylemiştim! Doğrusu tam tersi. Temiz kalan adam ötekinin kirlendiğini görünce, kendisinin de kirlendiğini sanıp yıkanır. Kirlenen adam ise karşısındakini temiz gördüğü için kendisini de temiz sanıp yıkanmaya gerek duymaz."

Papaz, kafasını kaşır. "Bak bu aklıma gelmemişti. Bir soru daha sorar mısın?"

Haham aynı soruyu yeniden sorar: "İki adam bir bacanın içine düşerler. Biri kirli, öteki temiz çıkar. Hangisi yıkanır?"

Papaz, doğru yanıtı artık bildiğinden emin, "Temiz kalan ötekinin kirlendiğini görünce kendisinin de kirlendiğini sanıp, yıkanır. Kirlenen, ötekini temiz gördüğünden kendisini de temiz sanıp yıkanmaz!"

Haham, başını sallar. "Yine yanıldın! Sana söylemiştim, asla anlamayacağını. Temiz kalan adam aynaya bakar, temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirlendiğini görünce, gider yıkanır."

Papaz itiraz eder: "Ayna nereden çıktı? Bana ayna var demedin ki..."

Haham, parmağını sallar: "Seni uyardım, bu kafayla Tevrat'ın kelamını kavrayamazsın. Tevrat'ı anlamak için her olasılığı düşünmelisin."

"Peki, peki" diye inler Papaz. "İzin ver, bir kez daha şansımı deneyeyim. Başka bir soru sor!"

"Son kez soruyorum" der, Haham: "İki adam, bir bacadan içeri düşerler. Biri temiz, öteki kirli çıkar. Hangisi gidip yıkanır?"

Papaz, "Artık her olasılığı biliyorum" deyip, bir solukta sıralar: "Eğer ayna yoksa, temiz kalan ötekini kirli görüp kendisinin de kirlendiğini düşünerek gider yıkanır. Kirlenen temize bakıp kirlenmediğini düşünerek, yıkanmaz. Eğer ayna varsa, temiz kalan aynaya bakıp temiz olduğunu görür, dolayısıyla yıkanmaz. Kirlenen aynaya bakıp kirini gördüğü için yıkanır!"

Haham başını sallayıp, cık cık yapar: "Hayır, sana söylemiştim, kafan Yahudi kafası değil, Tevrat'a basmaz! Söyle bana, aynı bacadan içeri düşen iki adamdan birinin kirlenip, ötekinin temiz çıkması mümkün müdür?"

Bu yollarda beraber yürüyüp beraber ıslandıklarınız kirlendi ama siz temiz kaldınız, öyle mi? 

03 Temmuz 2026

Kötülere Ses Veren Davul

Bir zamanlar bir hükümdar, insanların neden kolayca sahtekârlara ve kendini olduğundan farklı gösteren kişilere inandığını merak etti.


Bu sorunun cevabını bulmak için büyük bir meydanın ortasına devasa bir davul yerleştirdi. Ardından halka şu duyuruyu yaptı:


“Bu sıradan bir davul değil. Suç işlemiş veya gizlediği bir şey olan biri önünden geçtiğinde kendiliğinden ses çıkaracaktır.”


Bu haber kısa sürede bütün şehre yayıldı.


İnsanlar davulun yanına yaklaşmaya korkuyor, önünden geçerken tedirgin oluyor, hatta mümkünse başka yolları tercih ediyordu.


Fakat kimsenin bilmediği bir gerçek vardı:


Davul tamamen boştu. İçinde hiçbir mekanizma, hiçbir sır, hiçbir büyü yoktu.


Günler geçtikçe hükümdar ilginç bir şey fark etti. En çok korkanlar, içlerinde bir suçluluk duygusu taşıyanlardı. Sürekli endişeleniyor, “Ya davul beni ele verirse?” diye düşünüyorlardı.


Vicdanı rahat olanlar ise davulun önünden hiçbir şey olmamış gibi geçip gidiyordu.


Bunun üzerine hükümdar şöyle dedi :


“Bu davul hiç kimsenin sırrını ortaya çıkarmadı. İnsanları ele veren şey, kendi kalplerinde taşıdıkları korkuydu.”

11 Haziran 2026

Atlar Nallanırken, Kurbağa Ayağını Uzatmış

Vaktin birinde bir Padişah’a çok güzel bir tavus kuşu hediye etmişler. Demişler ki efendim bu tavus kuşunun eşi benzeri dünyada yok, çok cins bir hayvandır. Şöyle meziyeti var, böyle meziyeti var. Öve öve bitirememişler kuşu. Neyse Padişah hediyeyi kabul eder. Vezirine; 

-Nasıl buldun bakalım tavus kuşumu?

Vezir, 'bu tavus kuşunun bir kusuru var efendim' deyince Padişah hiddetlenir: 

-Nedir bakalım benim eşi benzeri olmayan tavus kuşumun kusuru?

Vezir: 

Efendim önce siz bunu size hediye edene sorun sonra söyleyeyim. deyince Padişah çok merak etmiş. Tavus kuşunu hediye edeni çağırtıp kuşun kusurunu sormuş. İlk önce kuşun hiçbir kusuru olmadığını söyleyen adam, kellesinin Padişah tarafından alınacağını anlayınca gerçeği itiraf etmiş: 

-Efendim bu tavus kuşu yumurtadayken anası öldü, biz de onu bir Kaz'a kuluçkaya yatırdık ama bu onun zarafeti ve güzelliğini gölgelemez.

Adamı yollayan Padişah, veziri çağırtır ve tavus kuşundaki kusurun ne olduğunu ve bunu nereden anladığını sorar. 

Vezir: Efendim tavus kuşu alımlı hayvandır kasılır yürür. Suyu bile iki saatte içer çalım satmaktan. Ama bu tavus kuşu, su içerken kaz gibi boynunu uzatıyordu.

Aferin demiş Padişah ve emir vermiş: 

-Vezirimin yemeğini bir tas artırın.

Aradan bir zaman geçtikten sonra Padişah’a muhteşem bir at hediye etmişler ki öve öve bitirememişler. Bu atı dünyada geçecek at olmadığını, şaha kalktı mı herkesi kendisine hayran bıraktığını, iki günlük mesafeyi birkaç saatte koştuğunu duyan Padişah büyük bir heyecanla hediyeyi kabul etmiş. Vezirini hemen çağırtıp muhteşem atını sormuş. Vezir beğenmediğini söyleyince padişah tekrar hiddetlenip bunda ne kusur bulduğunu sorunca Vezir daha önce olduğu gibi bunu Padişah’tan atı hediye edene sormasını ister. Tavus kuşu meselesinde haklı çıkan vezirine güvenen Padişah atı hediye edeni çağırtır. Atın sahibi de aynı tavus kuşunun sahibi gibi kellenin gideceğini anlayınca başlar anlatmaya

-Bu atın anası, babası ataları hepsi soyludur amma velâkin bu at daha tayken anası öldü bunu bir inek emzirdi. Tek kusuru bu Efendi’miz.

Padişah Vezir’in cevabını çok merak ettiği için hemen adamı huzurundan kovmuş ve veziri çağırtmış. Vezir huzura gelip cevabını vermiş:

-Padişahım soylu at üzerine sinek konduğunda öyle bir silkinir ki sinekler üzerine bir daha konmaya çekinir. Fakat bu sizin at, inekler gibi kuyruğunu sallıyor.

Padişah, veziri tekrar takdir edip ve emir veriyor: 

-Vezirimin yemeğini bir tas arttırın.

Vezirin bunları nasıl tahmin ettiği Padişah’ın aklından bir türlü çıkmamaktadır. Veziri bir gün tekrar yanına çağırtır ve sorar:

-Söyle bakalım Vezir, ben nasıl bir Padişah’ım benim asil soyum sopum hakkında ne söyleyebilirsin?

Vezir: 

-Efendim doğrusunu söylemek gerekirse siz soylu bir padişah değilsiniz. deyince, padişah yerinden kalkar ve diğer vezirlerine, bu vezirin öldürmesini söyleyecekken merakı ağır basar ve otururken neden böyle söylediğini sorar. Vezir padişahtan validesi sultan hanım’la bu konuyu konuşmasını daha sonra kendisinin cevap vereceğini söyleyince Padişah hiç beklemeden valide Sultan’a gider ve kendisinin neden asil olmadığını sorar.

Valide Sultan oğluna: 

-Oğlum sen Beysin koca ülke senin iki dudağının arasında as dediğin asılır, yaşa dediğin yaşar, sen istemezsen ülkede kuş bile uçamaz.’

Annesinin kendisini kandırmaya çalıştığını anlayan Padişah kılıcını çeker ve annesinin üzerine yürür. Valide Sultan aman diyerek oğluna yalvarır ve gerçeği anlatır:

-Oğlum, baban sürekli savaşlardaydı ve benimle çok ilgilenmiyordu. Sarayda çok yakışıklı ve kuvvetli bir aşçıbaşı vardı, senin baban odur. Bu neyi değiştirir ki oğlum sen sonuçta Padişah’sın.

Padişah kendisini bekleyen Vezir’inin yanına gelir ve anlatmasını emreder kendisinin neden soylu olmadığını. Vezir:

-Efendim Padişah dediğiniz ihsanda bulunurken kese kese altın verir, gümüş verir fakat siz her defasında bir tas yemek veriyorsunuz. O yüzden sizde Padişahlık kumaşı yok... 

22 Nisan 2025

İpe Un Sermek

 

Vakti zamanında Anadolu’nun bir köyünde tembelliğiyle nam salmış bir adam yaşarmış. Bu adam, ne zaman bir iş verilse türlü bahanelerle o işi yapmaktan kaçar, ama bunu da pek belli etmeden ustalıkla yaparmış. Komşularının tarlasında çalışmaz, odun kesmez ama hep bir işle meşgul görünürmüş.

Bir gün köyde büyük bir düğün olacakmış. Herkes imece usulüyle düğün için çalışırken, bu adam da yardım etmesi için çağrılmış. "Ben de elimden geleni yaparım" demiş. Sabah erken saatte görünmüş, elinde bir ip ve un torbası varmış. Herkes merakla ne yapacağını beklerken başlamış yere ip serip üstüne azar azar un dökmeye.

Görenler şaşkınlıkla sormuş:

"Yahu ne yapıyorsun sen?"

Adam son derece ciddi bir şekilde cevaplamış:

"İpe un seriyorum, sonra da kurutacağım. Gerekirse düğün için kullanırız."

Tabii bu iş ne mantıklıymış ne de faydalı. Ama adam bu şekilde tüm gün oyalanmış, kimse de ona tembel diyememiş çünkü görünüşte bir işle uğraşıyormuş.

O günden sonra bir işi yapıyormuş gibi görünüp aslında oyalananlara "ipe un seriyor" denmeye başlanmış.

09 Mart 2025

Hiç Kimse Görmek İstemeyen Biri Kadar Kör Olamaz!

 

Yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan, bu nedenle de yemek yemeyen ve hiçbir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.

Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltir. Hasta "tabii ki kanamaz, çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur" der.

Bunun üzerine psikiyatrist küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırır. Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir. 

"Lanet olsun! Ölüler de kanarmış."

İbni Sina’nın dediği gibi: "Hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz."

30 Kasım 2024

Başka Açıdan Bakmak

 


Sokrates diyor ki:

Ben gençken erken kalkmaktan hoşlanmazdım ve annem bu davranışımdan nefret ederdi. Çünkü bir gün beni zengin bir tüccar olarak görmeyi hayal etmişti.

Ve bir gün annem benimle öğretmeni görmeye geldi. Aralarında bir anlaşma yaptılar.

Ben de:

-Öğretmen erken kalkmanın faydalarını bana anlatsın, dedim.

• Öğretmen: 

-Sokrates, sana harika bir hikaye anlatacağım ve sen de bana bundan ne çıkardığını anlat. Tamam mı?

Sokrates: 

-Peki.

• Öğretmen: 

-İki kuş varmış, biri erken uyanıp böcek yiyip yavrularını beslemiş. Diğeri geç uyanıp yiyecek bir şey bulamamış... Hikayeden ne anladın Sokrates?!

Sokrates:

-Erken kalkan böcekler, kuşlar tarafından yenir!...😊

17 Ağustos 2024

Gaslihgting Hikayesi


Gaslighting, bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemidir. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirmedir. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. Terimin adı, Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir oyundan gelmektedir. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna ikna etmeye çalışır ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek değil uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varır.

Gaslighting yaşanan ikili ilişkilerde baskın olan birey idealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma şeklindeki üç aşamayı izler. Baskın olma ve manipüle etme amacındaki birey ilk olarak birlikteliklerinin harika olduğu algısı yaratıp hayran olma safhasına geçer. Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresinde hayranlık duyulan birey sorunlu, ideal olmayan ve hiçbir şeyi beceremeyen bir kişiye evriltilir. Gözden çıkarma safhasında ise mağdur terk edilerek yeni arayışlar içine girilir. Bu dikteye maruz kalan kurbanlar sık sık kendilerini özür dilerken bulabilirler.

20 Mart 2024

Nur Yüzlü İhtiyar Kuyumcuda

Nur yüzlü ihtiyar bir adam şeyh edasıyla kuyumcuya girdi.  Kuyumcu saygıyla karşıladı.

İhtiyar dedi ki: - Ben senin sevabınım..!

Kuyumcu güldü ve alaycı bir şekilde: "Pırıl pırıl bir yüzün olduğu doğru, ama bir sevabın böyle görüneceğini hiç düşünmemiştim!"

Bu sırada genç bir çift dükkana girerek altın siparişi verdi.

Kuyumcu siparişi hazırlarken  oturmalarını söyledi.

Genç hanım gidip yaşlı şeyhin kucağına oturdu... Kuyumcu şaşırdı ve kadına sordu: Neden  şeyhin kucağına oturdunuz?

Genç hanım şaşkınlıkla: -"Hangi şeyh?" iyi misiniz siz? Neden bahsediyorsunuz? Burada kimse yok ki. 

Bize bu siparişimizi verecek misiniz, vermeyecek misiniz?

Şaşıran ve utanan  kuyumcu genç çiftin altınını vererek parayı aldı ve genç çift dükkandan ayrıldı.

Şeyh kuyumcuya dönerek şöyle dedi: -Beni senden başka kimse göremez ve bu ancak salih ve iyiler için mümkündür.

O arada başka bir erkek ve kadın girdi ve aynı hikaye tekrarlandı.

Şeyh kuyumcuya  -Ben senden bir şey istemiyorum! Rızkınızı artırmak için bu mendili yüzünüze sürün..

Kuyumcu mendili kutsal ve ruhani bir tavırla aldı, kokladı ve yere yığıldı.

Şeyh ve arkadaşları bütün para ve altınları alarak kaçtılar. 

4 yıl sonra Şeyh kılıklı bu adam, 2 hırsız sözde çift hırsız ve 2 polis  dükkâna girdiler..

Polis memuru, Şeyh ve kuyumcuya hikâyeyi sordu ve sırayla hikâyeyi anlattılar.

Polis memuru "Tabii ki sahneyi aynen tekrarlamalısınız" dedi ve şeyh mendili kuyumcuya verdi ve kuyumcu koklayıp ovuşturdu ve anında yere düştü ve bu kez şeyh, polis ve arkadaşları dükkânı tekrar soydular...

Sonuç; Her 4 yılda bir seçimler tekrarlanıyor ve biz millet olarak şeyh kılıklı soyguncular tarafından aynı hikayelerle kandırılarak  soyuluyoruz.

Ve hiç de akıllanmıyoruz..

Seçimler yaklaşırken altınlarınıza dikkat edin. ⚠

23 Aralık 2023

Ey Özgürlük

 

Karnataka'daki kombaru tapınağı'nın bitişiğinde, bir leopar bir köpeği kovalar. 

Köpek önde, leopar arkada bir tuvalete girerler, kapı dışarıdan kapanır ve ikisi içeride sıkışırlar. köpek korkudan bir köşeye çekilir, havlamaya bile cesaret edemez.

Leopar, tek hamlede köpeği parçalayıp yiyebilecekken bunu yapmaz. Üstelik de açtır.

İki hayvan kendi köşelerinde sessizce beklerler. 

12 saat sonra leopar uyutularak oradan çıkartılır. 

Soru şu: neden aç leopar, bu kadar kolay bir lokma haline gelmişken köpeği yemekten vazgeçti? 

Uzmanlar soruya şu yanıtı verir: vahşi hayvanlar, özgürlükleri konusunda çok hassastır. özgürlükleri ellerinden alındığında derin bir üzüntü duyarlar ve açlığı unuturlar. 

Bir vahşi hayvanın özgürlüğü elinden alındığında açlığı unuturken; hakları kısıtlanmış, özgürlükleri ellerinden alınmış insanların, sırf ekmeklerini kaybetmemek adına her türlü zulüm karşısında susmaları çok acı değil mi?

Agave Kaktüsü

 

Meksika’da çölde yetişen bir tür kaktüs vardır. Agave Kaktüsü…

Bu kaktüs tekilanın hammaddesi olduğu gibi, yapraklarında da Sisal denen ipeksi bir iplik var ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılır.

Bir gün bir işadamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir.

Büyük bir fabrika kurar, büyükçe ve verimli bir tarlada kaktüsleri yetiştirmeye başlar.

Kaktüsleri orada daha büyük ve daha bol yapraklı yetiştirmek için her türlü fedakârlığı yapar.

Kaktüsleri bol vitaminler ve zenginleştirilmiş gübrelerle besler.

Çabaları sonuç verir, daha iri ve yaprakları daha büyük bitkiler elde eder.

Sıra yaprakların içindeki iplikleri toplamaya gelir. İlginç bir olayla karşılaşırlar; hemen hemen tüm kaktüslerde bu iplikler kaybolmuştur!

Yapraklar daha iri olmuş ama içlerindeki iplikler kaybolmuş.

Buna bir türlü anlam veremez ve işadamı büyük bir zararla fabrikayı kapatmak zorunda kalır.

Ama olayın sebebini öğrenmek ister ve sorunun peşini bırakmaz. Sonuçta Amerikalı bir bitki biyoloğu ile anlaşır.

Bitki biyoloğu çöle gider, bu tür kaktüslerden birinin yanında çadır kurar ve bir-iki ay kaktüsü gözlemler, inceler ve sonuçta bir rapor yazar.

Raporda şu ifade yer alır;

“…bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır.

Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirmekle bu yeteneğinden etmişsinizdir…. “


Çocuk yetiştirirken, eğer ona kötülük yapmak istiyorsanız her istediğini verin.


Eğer iyilik yapmak istiyorsanız, bırakın bazı sorunlarını kendisi çözmeye çalışsın…

Bunu Yaparken de kendisini geliştirsin…


Anooshirvan Miandji

17 Aralık 2023

Bireysel Özgürlüğün Kötüye Kullanımı



"Bu fotoğraf bireysel özgürlüğün kötüye kullanımına çok güzel bir örnektir. 

Turtadan bir dilim alan insan özgürce kendi payını almıştır.

Ve evet doğrudur hakkından fazlasını almamıştır belki

Ama kendi payını alırken diğerlerinin kendi paylarını almalarını zorlaştırmıştır.

Hatta adaletsizliklere neden olmuştur. 

İşte kendi özgürlüğümüzü kullanırken diğerlerine zarar veriyorsak ve adaletsizliklere yol açıyorsak bu bireysel özgürlüğün kötüye kullanımı olur.

Ve bu turta fotoğrafı bunu çok iyi anlatıyor...

"Adalet aritmetik değil, geometriktir." 

-Platon

09 Aralık 2023

Yalnızlık

 

Bir gün insanlardan kaçan, yalnız yaşamayı tercih eden yaşlı bir adama sorarlar.


“Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?”


Yaşlı adam  cevap verir:

" Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. 

Ve iki kartal. 

İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. 

Eşeği  motive etmek ve aslanı evcilleştirmek.”


”-Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!” 

“-Neredeler?”


“Onlar içimizde yaşayan hayvanlardır.”


"İki Şahin" gördükleri her şeye saldırıyorlar. 

İyi-kötü, faydalı-zararlı onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim GÖZLERİM.


“ İki kartal" dokundukları her şeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyorlar. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ELLERİM.


“Tavşanlar" her zaman korkarlar, kaçarlar ve saklanırlar. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil. Çünkü onlar benim AYAKLARIM.


En zor kısmı "yılanı" izlemek. 

Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim DİLİM.


“Eşek" herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu  benim VÜCUDUM.


Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir "aslanı" evcilleştirmek istiyorum. Gururlu,  kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim EGOM.”


“Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var”


Soru sorulan yaşlı  adam,

Lev Nikolevic TOLSTOY'dur.



03 Aralık 2023

Bu Kabağın da Bir Sahibi Var

 


Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak ve varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir sadece. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, sakal, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.


– Vur bakalım usturayı berber efendi.. der.


Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, oraların sahibi olduğunu iddia eden yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;


– Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım diye kükrer.


Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.


Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.


Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.


Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…


Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı doğru hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.


Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş o uzun sivri demir lazık kabadayının karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.


Berber ise şaşkın bir kabadayıya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;


– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.


Derviş, mahzun ve düşünceli…


– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Amma velâkin gel gör ki bu kabağın da bir sahibi var , herhalde O bu işe çok gücenmiş olmalı..

25 Ekim 2023

Ele Geçirilen Topraklar Nasıl Kontrol Altında Tutulur?

 

Büyük İskender, büyük düşünür Aristo'ya danışır:

"Ele geçirdiğim topraklardaki insanları da ele geçirmek istiyorum"   dedi. "Onları da egemenliğim altında tutabilmek için neler yapmalıyım.?"

Aristo önce, bu konuda onun ne düşündüğünü öğrenmek ister.

Büyük İskender, yapmayı düşündüklerini şöyle sıralar:

1 - Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne gönderebilirim.

2 - Ülkenin ileri gelenlerini cezaevine sokabilirim.

3 - Ülkenin ileri gelen kişilerini kılıçtan geçirebilirim.

Büyük düşünür, İskender 'i dinledikten sonra şu karşılıkları verir :

1 - Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne gönderirsen, gittikleri yerde toplanıp, sana karşı başkaldırırlar.

2 - Onları cezaevlerine kapatırsan, cezaevleri birer kültür merkezine dönüşür, buralarda aklını kullanabilen militanlar yetişir.

3 - Onları kılıçtan geçirirsen, sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür ve senin tahtını sallamaya başlar.

Büyük İskender, kesinlikle bir çözüm olması gerektiğini ve bunu büyük düşünür Aristo 'dan beklediğini bildirir.

Aristo, bu ısrar karşısında şu öğütte bulunur :

"Halkın arasına nifak tohumları ekersin, onları birbiriyle önce kavga, sonra savaş edecek duruma getirirsin. Halk bu kıvama geldiğinde, duruma el koyarsın ve kendini hakem olarak kabul ettirirsin. Her iki tarafta senden bir çözüm beklediğinde sen, çözüme giden tüm yolları tıkarsın.

Kısa bir süre sonra halkın, kendi isteğiyle senin egemenliğin altına girdiğini göreceksin...

Kaynak: Nurcan Gür, Bütün Dünya Dergisi, Başkent Üniversitesi Kültür Yayını, sy. 2009 / 10, s.98

15 Ekim 2023

Fırtınada Uyuyabilir misiniz?

 

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

Risklere karşı, zihnen (bilgi, plan), maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında rahat uyuyabilirsiniz…

28 Eylül 2023

Sen Pejo'yu Biliyon mu?

 

Adamın biri, Peugeot (Pejo) marka bir minibüs alır.

Sonraki gün yolcu taşımaya çıkar. Minibüs tıklım tıklım, tutar kasabanın yolunu ve gittikçe hızlanır.

Yolculardan biri:

-Kaptan yavaş... Bir yere çarpacaz! der.

Şoför:

-Sen Pejo'yu biliyon mu? der.

Yolcu:

-Hayır! der.

Şoför:

-O zaman susacan, der ve devam eder.

Minibüs hızlanmaya devam eder.

Bir yolcu daha seslenir:

-Oğlum ben hastayım, biraz yavaş!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Amca ne bilsin...

-Hayır! der.

-O zaman susacan! der, şoför...

Bu kez bir kadın seslenir:

-Hamileyim! Lütfen biraz yavaş, çocuğumu düşürcem!!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Kadın:

-Yok! der.

Şoför yine aynı cevabı verir.

Arkadan kızgın bir ses tonuyla bir genç seslenir:

-Yavaş git kardeşim, öldürcen bizi!!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Genç:

-Biliyorum lan, ne olacak? der.

Şoför:

-O zaman çabuk söyle, bunun freni nerde?!

24 Eylül 2023

Peki Sizin Paraşütünüzü Kim Hazırlıyor?

 


   Savaş sırasında uçağı güdümlü bir füze tarafından vuruldu. Kendini fırlatıp paraşütle bir ormana düştü ve kısa bir süre sonra Vietkonglar tarafından yakalanıp 6 yıl Vietnam'da esir olarak tutuldu hava pilot yzb. Charles Plump. 

Yıllar sonra Charles hayat arkadaşıyla huzurlu bir akşam yemeği yerken bir adam masalarına doğru yaklaştı:

- "Sen Yüzbaşı Plumb'sın! Vietnamda jet pilotuydun...Uçağın vurulmuştu değil mi?" 

- Evet ama, sen nereden biliyorsun bunu?

- Biliyorum. Çünkü uçuş öncesi paraşütünü ben hazırlamıştım.

Charles hayretler içindeydi. Adam elini Charlesın omuzuna attı:

- Demek ki paraşüt işe yaramış! 

Charles evet manasında kafasını salladı: 

- İşe yaramasa şu anda burada olmazdım..

Charles gece boyu bunu düşündü.

Savaş sırasında hep karşılaştığı bu adamla bir kez olsun konuşmadığını hatırladı. Çünkü o eğitimli bir savaş pilotuydu. Paraşüt hazırlayansa sıradan bir çalışandı sonuçta.

O kişı uzun bir masada saatlerini harcayarak özenle katladığı paraşütlerle her seferinde hiç tanımadığı bir insanın hayatını ellerinde tutuyordu.

Bu hadiseden sonra Charles topluluklara verdiği eğitimlerde hep aynı soruyu sordu:

"Peki ya sizin paraşütünüzü kim ya da kimler hazırlıyor?"

Bir arada yaşadığımız bu coğrafyada hayatımız boyunca ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı modern dünya insanlarına sorulabilecek en mânâlı sorulardan biri bu belki de. 

Sayısız paraşütler var müşterek hayatımızda, her defasında bir başkasının bizim için hazırladığı. 

İşte onlar mevcut yaşantımızı her zaman farkında olmasak da borçlu olduklarımızdır. Bazen hiç görmediğimiz.

21 Eylül 2023

Dostluk ve Tren Garında Yaşananlar

 

   Üç arkadaş Balıkesir tren istasyonuna gitmişler. İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş..

- Bir saat on beş dakika...

  Arkadaşlarına dönmüş;

-Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim.. Oradan buradan derken laf lafı açmış... Birden tren düdüğüyle kendilerine gelmişler. Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile...Tren kaçmış..

Sormuşlar; -Sonraki tren ne zaman?

-Bir buçuk saat sonra...

Yine dönmüşler kafeye. Yine çay yine laf ve derken yine düdük sesi... Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar.

   Bir saat sonra bir tren daha varmış.

Dönmüşler kafeye.. Ama bu kez uyanık duruyorlar.

Trenin sesini duyar duymaz kalkmışlar koşmaya başlamışlar.

                                                                                - İçlerinden biri bir vagona, diğeri başka vagona zar zor yetişmiş...

Üçüncüsü ise geride kalarak yetişememiş...

Bir süre nefesini toparladıktan sonra başlamış katıla katıla gülmeye.

Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş ;

- Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun !*

- NASIL GÜLMEYEYİM?

* ONLAR BENİ UĞURLAMAYA GELMİŞTİ...                                                                                       Zamanı unutturacak dostlarınız ve hep gülecek bir bahaneniz olsun. 💖💖

16 Haziran 2023

Mısır Yetiştiren Çiftçi

 

Mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış. Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş: "Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

Çiftçi cevap vermiş: 

“Yoksa bilmiyor musun? 

"Rüzgar, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. 

Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

Yaşamlarımız da böyledir. 

Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. 


Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. 

Buna başarının ilkesi diyebilirsiniz,

Ya da hayat kanunu...

Hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…

Üç Arkadaş Yola Çıkmış

Üç arkadaş bir yaz günü yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalır. Biri Türk, biri Kürt, diğeri de Ermeni'dir ve Ermeni olan aynı zamand...