22 Nisan 2025

İpe Un Sermek

 

Vakti zamanında Anadolu’nun bir köyünde tembelliğiyle nam salmış bir adam yaşarmış. Bu adam, ne zaman bir iş verilse türlü bahanelerle o işi yapmaktan kaçar, ama bunu da pek belli etmeden ustalıkla yaparmış. Komşularının tarlasında çalışmaz, odun kesmez ama hep bir işle meşgul görünürmüş.

Bir gün köyde büyük bir düğün olacakmış. Herkes imece usulüyle düğün için çalışırken, bu adam da yardım etmesi için çağrılmış. "Ben de elimden geleni yaparım" demiş. Sabah erken saatte görünmüş, elinde bir ip ve un torbası varmış. Herkes merakla ne yapacağını beklerken başlamış yere ip serip üstüne azar azar un dökmeye.

Görenler şaşkınlıkla sormuş:

"Yahu ne yapıyorsun sen?"

Adam son derece ciddi bir şekilde cevaplamış:

"İpe un seriyorum, sonra da kurutacağım. Gerekirse düğün için kullanırız."

Tabii bu iş ne mantıklıymış ne de faydalı. Ama adam bu şekilde tüm gün oyalanmış, kimse de ona tembel diyememiş çünkü görünüşte bir işle uğraşıyormuş.

O günden sonra bir işi yapıyormuş gibi görünüp aslında oyalananlara "ipe un seriyor" denmeye başlanmış.

09 Mart 2025

Hiç Kimse Görmek İstemeyen Biri Kadar Kör Olamaz!

 

Yatırıldığı akıl hastanesinde ölü olduğuna inanan, bu nedenle de yemek yemeyen ve hiçbir yaşamsal faaliyete katılmayan bir akıl hastası, tüm uzman psikiyatristlerce girişilen her çabaya rağmen ölü olmadığı konusunda bir türlü ikna edilememiş.

Hastanın bu kararından vazgeçmeyeceğini anlayan ve tedavisini üstlenen psikiyatristlerden biri, sonunda hastaya ölülerin kanayıp kanamayacağına dair bir soru yöneltir. Hasta "tabii ki kanamaz, çünkü ölülerin tüm hayat fonksiyonları durmuştur" der.

Bunun üzerine psikiyatrist küçük bir iğne alıp hastanın parmağına batırır. Bir müddet şaşkınlıkla parmağına bakan ve kanadığını gören hastanın tepkisi ilginçtir. 

"Lanet olsun! Ölüler de kanarmış."

İbni Sina’nın dediği gibi: "Hiç kimse görmek istemeyen biri kadar kör olamaz."

30 Kasım 2024

Başka Açıdan Bakmak

 


Sokrates diyor ki:

Ben gençken erken kalkmaktan hoşlanmazdım ve annem bu davranışımdan nefret ederdi. Çünkü bir gün beni zengin bir tüccar olarak görmeyi hayal etmişti.

Ve bir gün annem benimle öğretmeni görmeye geldi. Aralarında bir anlaşma yaptılar.

Ben de:

-Öğretmen erken kalkmanın faydalarını bana anlatsın, dedim.

• Öğretmen: 

-Sokrates, sana harika bir hikaye anlatacağım ve sen de bana bundan ne çıkardığını anlat. Tamam mı?

Sokrates: 

-Peki.

• Öğretmen: 

-İki kuş varmış, biri erken uyanıp böcek yiyip yavrularını beslemiş. Diğeri geç uyanıp yiyecek bir şey bulamamış... Hikayeden ne anladın Sokrates?!

Sokrates:

-Erken kalkan böcekler, kuşlar tarafından yenir!...😊

17 Ağustos 2024

Gaslihgting Hikayesi


Gaslighting, bir psikolojik manipülasyon ve taciz yöntemidir. Bireyi kendi hafıza, algı ve akıl sağlığını sorgulayıp irdelemeye iten bir çeşit kötü yönlendirmedir. Bireyde veya seçilen grupta şüphe uyandırma, kalıcı inkâr, çelişki ve yalan yoluyla peyderpey dikte edilir ve fark edilmesi kimi zaman güçtür. Terimin adı, Gas Light (Gaz Lambası) adlı 1938 yapımı bir oyundan gelmektedir. Oyundaki erkek karakter eşini deli olduğuna ikna etmeye çalışır ve gaz lambasını söndürdüğünde eşi bunun gerçek değil uydurulmuş bir şey olduğunun farkına varır.

Gaslighting yaşanan ikili ilişkilerde baskın olan birey idealleştirme, değersizleştirme ve gözden çıkarma şeklindeki üç aşamayı izler. Baskın olma ve manipüle etme amacındaki birey ilk olarak birlikteliklerinin harika olduğu algısı yaratıp hayran olma safhasına geçer. Bir sonraki ve en zor olan evre, yani değersizleştirme evresinde hayranlık duyulan birey sorunlu, ideal olmayan ve hiçbir şeyi beceremeyen bir kişiye evriltilir. Gözden çıkarma safhasında ise mağdur terk edilerek yeni arayışlar içine girilir. Bu dikteye maruz kalan kurbanlar sık sık kendilerini özür dilerken bulabilirler.

20 Mart 2024

Nur Yüzlü İhtiyar Kuyumcuda

Nur yüzlü ihtiyar bir adam şeyh edasıyla kuyumcuya girdi.  Kuyumcu saygıyla karşıladı.

İhtiyar dedi ki: - Ben senin sevabınım..!

Kuyumcu güldü ve alaycı bir şekilde: "Pırıl pırıl bir yüzün olduğu doğru, ama bir sevabın böyle görüneceğini hiç düşünmemiştim!"

Bu sırada genç bir çift dükkana girerek altın siparişi verdi.

Kuyumcu siparişi hazırlarken  oturmalarını söyledi.

Genç hanım gidip yaşlı şeyhin kucağına oturdu... Kuyumcu şaşırdı ve kadına sordu: Neden  şeyhin kucağına oturdunuz?

Genç hanım şaşkınlıkla: -"Hangi şeyh?" iyi misiniz siz? Neden bahsediyorsunuz? Burada kimse yok ki. 

Bize bu siparişimizi verecek misiniz, vermeyecek misiniz?

Şaşıran ve utanan  kuyumcu genç çiftin altınını vererek parayı aldı ve genç çift dükkandan ayrıldı.

Şeyh kuyumcuya dönerek şöyle dedi: -Beni senden başka kimse göremez ve bu ancak salih ve iyiler için mümkündür.

O arada başka bir erkek ve kadın girdi ve aynı hikaye tekrarlandı.

Şeyh kuyumcuya  -Ben senden bir şey istemiyorum! Rızkınızı artırmak için bu mendili yüzünüze sürün..

Kuyumcu mendili kutsal ve ruhani bir tavırla aldı, kokladı ve yere yığıldı.

Şeyh ve arkadaşları bütün para ve altınları alarak kaçtılar. 

4 yıl sonra Şeyh kılıklı bu adam, 2 hırsız sözde çift hırsız ve 2 polis  dükkâna girdiler..

Polis memuru, Şeyh ve kuyumcuya hikâyeyi sordu ve sırayla hikâyeyi anlattılar.

Polis memuru "Tabii ki sahneyi aynen tekrarlamalısınız" dedi ve şeyh mendili kuyumcuya verdi ve kuyumcu koklayıp ovuşturdu ve anında yere düştü ve bu kez şeyh, polis ve arkadaşları dükkânı tekrar soydular...

Sonuç; Her 4 yılda bir seçimler tekrarlanıyor ve biz millet olarak şeyh kılıklı soyguncular tarafından aynı hikayelerle kandırılarak  soyuluyoruz.

Ve hiç de akıllanmıyoruz..

Seçimler yaklaşırken altınlarınıza dikkat edin. ⚠

23 Aralık 2023

Ey Özgürlük

 

Karnataka'daki kombaru tapınağı'nın bitişiğinde, bir leopar bir köpeği kovalar. 

Köpek önde, leopar arkada bir tuvalete girerler, kapı dışarıdan kapanır ve ikisi içeride sıkışırlar. köpek korkudan bir köşeye çekilir, havlamaya bile cesaret edemez.

Leopar, tek hamlede köpeği parçalayıp yiyebilecekken bunu yapmaz. Üstelik de açtır.

İki hayvan kendi köşelerinde sessizce beklerler. 

12 saat sonra leopar uyutularak oradan çıkartılır. 

Soru şu: neden aç leopar, bu kadar kolay bir lokma haline gelmişken köpeği yemekten vazgeçti? 

Uzmanlar soruya şu yanıtı verir: vahşi hayvanlar, özgürlükleri konusunda çok hassastır. özgürlükleri ellerinden alındığında derin bir üzüntü duyarlar ve açlığı unuturlar. 

Bir vahşi hayvanın özgürlüğü elinden alındığında açlığı unuturken; hakları kısıtlanmış, özgürlükleri ellerinden alınmış insanların, sırf ekmeklerini kaybetmemek adına her türlü zulüm karşısında susmaları çok acı değil mi?

Agave Kaktüsü

 

Meksika’da çölde yetişen bir tür kaktüs vardır. Agave Kaktüsü…

Bu kaktüs tekilanın hammaddesi olduğu gibi, yapraklarında da Sisal denen ipeksi bir iplik var ve ipekten daha pahalı bir kumaşın yapımında kullanılır.

Bir gün bir işadamı bu kaktüslere yatırım yapmaya karar verir.

Büyük bir fabrika kurar, büyükçe ve verimli bir tarlada kaktüsleri yetiştirmeye başlar.

Kaktüsleri orada daha büyük ve daha bol yapraklı yetiştirmek için her türlü fedakârlığı yapar.

Kaktüsleri bol vitaminler ve zenginleştirilmiş gübrelerle besler.

Çabaları sonuç verir, daha iri ve yaprakları daha büyük bitkiler elde eder.

Sıra yaprakların içindeki iplikleri toplamaya gelir. İlginç bir olayla karşılaşırlar; hemen hemen tüm kaktüslerde bu iplikler kaybolmuştur!

Yapraklar daha iri olmuş ama içlerindeki iplikler kaybolmuş.

Buna bir türlü anlam veremez ve işadamı büyük bir zararla fabrikayı kapatmak zorunda kalır.

Ama olayın sebebini öğrenmek ister ve sorunun peşini bırakmaz. Sonuçta Amerikalı bir bitki biyoloğu ile anlaşır.

Bitki biyoloğu çöle gider, bu tür kaktüslerden birinin yanında çadır kurar ve bir-iki ay kaktüsü gözlemler, inceler ve sonuçta bir rapor yazar.

Raporda şu ifade yer alır;

“…bu ipliklerin ortaya çıkma sebebi çölün çetin ve zor koşullarıdır.

Siz bu kaktüsü rahat bir ortama yerleştirmekle bu yeteneğinden etmişsinizdir…. “


Çocuk yetiştirirken, eğer ona kötülük yapmak istiyorsanız her istediğini verin.


Eğer iyilik yapmak istiyorsanız, bırakın bazı sorunlarını kendisi çözmeye çalışsın…

Bunu Yaparken de kendisini geliştirsin…


Anooshirvan Miandji

17 Aralık 2023

Bireysel Özgürlüğün Kötüye Kullanımı



"Bu fotoğraf bireysel özgürlüğün kötüye kullanımına çok güzel bir örnektir. 

Turtadan bir dilim alan insan özgürce kendi payını almıştır.

Ve evet doğrudur hakkından fazlasını almamıştır belki

Ama kendi payını alırken diğerlerinin kendi paylarını almalarını zorlaştırmıştır.

Hatta adaletsizliklere neden olmuştur. 

İşte kendi özgürlüğümüzü kullanırken diğerlerine zarar veriyorsak ve adaletsizliklere yol açıyorsak bu bireysel özgürlüğün kötüye kullanımı olur.

Ve bu turta fotoğrafı bunu çok iyi anlatıyor...

"Adalet aritmetik değil, geometriktir." 

-Platon

09 Aralık 2023

Yalnızlık

 

Bir gün insanlardan kaçan, yalnız yaşamayı tercih eden yaşlı bir adama sorarlar.


“Sürekli yalnız olmaktan bıkmıyor musun?”


Yaşlı adam  cevap verir:

" Yapacak çok işim var. İki şahin eğitmem gerekiyor. 

Ve iki kartal. 

İki tavşan sakinleştirmek ve yılanı eğitmek. 

Eşeği  motive etmek ve aslanı evcilleştirmek.”


”-Ama senin etrafında hiç hayvan göremiyoruz!” 

“-Neredeler?”


“Onlar içimizde yaşayan hayvanlardır.”


"İki Şahin" gördükleri her şeye saldırıyorlar. 

İyi-kötü, faydalı-zararlı onlara ayırt etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim GÖZLERİM.


“ İki kartal" dokundukları her şeyi mahvediyor, yaralıyor, parçalıyorlar. Onlara hizmet etmeyi ve zarar vermeden yardım etmeyi öğretmeliyim. Çünkü onlar benim ELLERİM.


“Tavşanlar" her zaman korkarlar, kaçarlar ve saklanırlar. Onları sakinleştirip, zor durumlarla başa çıkmayı öğretmeliyim, beladan kaçmayı değil. Çünkü onlar benim AYAKLARIM.


En zor kısmı "yılanı" izlemek. 

Sıkı bir kafeste, güvenli bir şekilde kilitli olsa da her zaman saldırmaya, sokmaya, yakın olan herkesi zehirlemeye hazır. Bu yüzden onu takip edip, disiplinli olmalıyım. Çünkü bu benim DİLİM.


“Eşek" herkesin bildiği gibi çok inatçı, sonsuza kadar yorgun ve işini yapmak istemiyor. Bu yüzden ona şükretmeyi ve akışta olmayı öğretmeliyim. Çünkü bu  benim VÜCUDUM.


Ve sonunda kral olmak ve herkese emretmek isteyen bir "aslanı" evcilleştirmek istiyorum. Gururlu,  kibirli ve dünyanın kendi etrafında dönmesini istiyor. O aslanı terbiye etmeliyim. Çünkü bu benim EGOM.”


“Gördüğünüz gibi yapacak çok işim var”


Soru sorulan yaşlı  adam,

Lev Nikolevic TOLSTOY'dur.



03 Aralık 2023

Bu Kabağın da Bir Sahibi Var

 


Vaktiyle bir derviş, nefs ile mücadelenin sonuna gelir. Meşrebin usulünce bundan sonra her türlü süsten, gösterişten arınacak ve varlıktan vazgeçecektir. Fakat iş yamalı bir hırka giymekten ibaret değildir sadece. Her türlü görünür süslerden arınması gerekmektedir. Saç, sakal, bıyık v.s Derviş usule uygun hareket eder ve soluğu berberde alır.


– Vur bakalım usturayı berber efendi.. der.


Berber dervişin saçlarını kazımaya başlar.Başının sağ kısmı tamamen kazınmıştır ki daha sol tarafa geçmeden, oraların sahibi olduğunu iddia eden yağız mı yağız, bıçkın mı bıçkın bir kabadayı içeri girer. Doğruca dervişin yanına gelir ve başının kazınmış olan kısmına okkalı bir tokat atarak;


– Kalk bakalım kabak, kalk da tıraşımızı olalım diye kükrer.


Dervişlik bu, “sövene dilsiz, vurana elsiz” olmak gerek… Kaideyi bozmaz derviş, ses çıkarmaz, usulca yerinden kalkar.


Berber mahcuptur ancak korkudan ses çıkaramaz.


Kabadayı koltuğa oturur, berber traşa başlar.


Fakat küstah kabadayı traş esnasında da sürekli aşağılar dervişi, alay eder “Kabak aşağı, kabak yukarı”…


Nihayet traş biter, kabadayı dükkândan çıkar. Henüz birkaç metre gitmiştir ki, gemden boşanan bir at arabası yokuştan aşağı doğru hızla üzerine gelir. Kabadayı şaşkınlıkla yol ortasında kalakalır.


Derken iki atın ortasına denge için yerleştirilmiş o uzun sivri demir lazık kabadayının karnına dalıverir. Kabadayı oracığa yığılır kalır. Ölmüştür. Görenler çığlığı basar.


Berber ise şaşkın bir kabadayıya bir dervişe bakar. Gayri ihtiyari;


– Biraz ağır olmadı mı derviş efendi? der.


Derviş, mahzun ve düşünceli…


– Vallahi gücenmedim ona, hakkımı da helal etmiştim. Amma velâkin gel gör ki bu kabağın da bir sahibi var , herhalde O bu işe çok gücenmiş olmalı..

25 Ekim 2023

Ele Geçirilen Topraklar Nasıl Kontrol Altında Tutulur?

 

Büyük İskender, büyük düşünür Aristo'ya danışır:

"Ele geçirdiğim topraklardaki insanları da ele geçirmek istiyorum"   dedi. "Onları da egemenliğim altında tutabilmek için neler yapmalıyım.?"

Aristo önce, bu konuda onun ne düşündüğünü öğrenmek ister.

Büyük İskender, yapmayı düşündüklerini şöyle sıralar:

1 - Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne gönderebilirim.

2 - Ülkenin ileri gelenlerini cezaevine sokabilirim.

3 - Ülkenin ileri gelen kişilerini kılıçtan geçirebilirim.

Büyük düşünür, İskender 'i dinledikten sonra şu karşılıkları verir :

1 - Ülkenin ileri gelenlerini sürgüne gönderirsen, gittikleri yerde toplanıp, sana karşı başkaldırırlar.

2 - Onları cezaevlerine kapatırsan, cezaevleri birer kültür merkezine dönüşür, buralarda aklını kullanabilen militanlar yetişir.

3 - Onları kılıçtan geçirirsen, sonraki kuşak intikam hırsıyla büyür ve senin tahtını sallamaya başlar.

Büyük İskender, kesinlikle bir çözüm olması gerektiğini ve bunu büyük düşünür Aristo 'dan beklediğini bildirir.

Aristo, bu ısrar karşısında şu öğütte bulunur :

"Halkın arasına nifak tohumları ekersin, onları birbiriyle önce kavga, sonra savaş edecek duruma getirirsin. Halk bu kıvama geldiğinde, duruma el koyarsın ve kendini hakem olarak kabul ettirirsin. Her iki tarafta senden bir çözüm beklediğinde sen, çözüme giden tüm yolları tıkarsın.

Kısa bir süre sonra halkın, kendi isteğiyle senin egemenliğin altına girdiğini göreceksin...

Kaynak: Nurcan Gür, Bütün Dünya Dergisi, Başkent Üniversitesi Kültür Yayını, sy. 2009 / 10, s.98

15 Ekim 2023

Fırtınada Uyuyabilir misiniz?

 

Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı. Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:

Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: 'Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.' Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: 'Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: Aaa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu. Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: 'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

Risklere karşı, zihnen (bilgi, plan), maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında rahat uyuyabilirsiniz…

28 Eylül 2023

Sen Pejo'yu Biliyon mu?

 

Adamın biri, Peugeot (Pejo) marka bir minibüs alır.

Sonraki gün yolcu taşımaya çıkar. Minibüs tıklım tıklım, tutar kasabanın yolunu ve gittikçe hızlanır.

Yolculardan biri:

-Kaptan yavaş... Bir yere çarpacaz! der.

Şoför:

-Sen Pejo'yu biliyon mu? der.

Yolcu:

-Hayır! der.

Şoför:

-O zaman susacan, der ve devam eder.

Minibüs hızlanmaya devam eder.

Bir yolcu daha seslenir:

-Oğlum ben hastayım, biraz yavaş!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Amca ne bilsin...

-Hayır! der.

-O zaman susacan! der, şoför...

Bu kez bir kadın seslenir:

-Hamileyim! Lütfen biraz yavaş, çocuğumu düşürcem!!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Kadın:

-Yok! der.

Şoför yine aynı cevabı verir.

Arkadan kızgın bir ses tonuyla bir genç seslenir:

-Yavaş git kardeşim, öldürcen bizi!!!

Şoför yine sorar:

-Sen Pejo'yu biliyon mu?

Genç:

-Biliyorum lan, ne olacak? der.

Şoför:

-O zaman çabuk söyle, bunun freni nerde?!

24 Eylül 2023

Peki Sizin Paraşütünüzü Kim Hazırlıyor?

 


   Savaş sırasında uçağı güdümlü bir füze tarafından vuruldu. Kendini fırlatıp paraşütle bir ormana düştü ve kısa bir süre sonra Vietkonglar tarafından yakalanıp 6 yıl Vietnam'da esir olarak tutuldu hava pilot yzb. Charles Plump. 

Yıllar sonra Charles hayat arkadaşıyla huzurlu bir akşam yemeği yerken bir adam masalarına doğru yaklaştı:

- "Sen Yüzbaşı Plumb'sın! Vietnamda jet pilotuydun...Uçağın vurulmuştu değil mi?" 

- Evet ama, sen nereden biliyorsun bunu?

- Biliyorum. Çünkü uçuş öncesi paraşütünü ben hazırlamıştım.

Charles hayretler içindeydi. Adam elini Charlesın omuzuna attı:

- Demek ki paraşüt işe yaramış! 

Charles evet manasında kafasını salladı: 

- İşe yaramasa şu anda burada olmazdım..

Charles gece boyu bunu düşündü.

Savaş sırasında hep karşılaştığı bu adamla bir kez olsun konuşmadığını hatırladı. Çünkü o eğitimli bir savaş pilotuydu. Paraşüt hazırlayansa sıradan bir çalışandı sonuçta.

O kişı uzun bir masada saatlerini harcayarak özenle katladığı paraşütlerle her seferinde hiç tanımadığı bir insanın hayatını ellerinde tutuyordu.

Bu hadiseden sonra Charles topluluklara verdiği eğitimlerde hep aynı soruyu sordu:

"Peki ya sizin paraşütünüzü kim ya da kimler hazırlıyor?"

Bir arada yaşadığımız bu coğrafyada hayatımız boyunca ihtiyaç duyduğumuz her şeyi bir başkasının hazırladığı modern dünya insanlarına sorulabilecek en mânâlı sorulardan biri bu belki de. 

Sayısız paraşütler var müşterek hayatımızda, her defasında bir başkasının bizim için hazırladığı. 

İşte onlar mevcut yaşantımızı her zaman farkında olmasak da borçlu olduklarımızdır. Bazen hiç görmediğimiz.

21 Eylül 2023

Dostluk ve Tren Garında Yaşananlar

 

   Üç arkadaş Balıkesir tren istasyonuna gitmişler. İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş..

- Bir saat on beş dakika...

  Arkadaşlarına dönmüş;

-Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim.. Oradan buradan derken laf lafı açmış... Birden tren düdüğüyle kendilerine gelmişler. Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile...Tren kaçmış..

Sormuşlar; -Sonraki tren ne zaman?

-Bir buçuk saat sonra...

Yine dönmüşler kafeye. Yine çay yine laf ve derken yine düdük sesi... Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar.

   Bir saat sonra bir tren daha varmış.

Dönmüşler kafeye.. Ama bu kez uyanık duruyorlar.

Trenin sesini duyar duymaz kalkmışlar koşmaya başlamışlar.

                                                                                - İçlerinden biri bir vagona, diğeri başka vagona zar zor yetişmiş...

Üçüncüsü ise geride kalarak yetişememiş...

Bir süre nefesini toparladıktan sonra başlamış katıla katıla gülmeye.

Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş ;

- Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun !*

- NASIL GÜLMEYEYİM?

* ONLAR BENİ UĞURLAMAYA GELMİŞTİ...                                                                                       Zamanı unutturacak dostlarınız ve hep gülecek bir bahaneniz olsun. 💖💖

16 Haziran 2023

Mısır Yetiştiren Çiftçi

 

Mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış. Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş: "Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

Çiftçi cevap vermiş: 

“Yoksa bilmiyor musun? 

"Rüzgar, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. 

Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

Yaşamlarımız da böyledir. 

Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. 


Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. 

Buna başarının ilkesi diyebilirsiniz,

Ya da hayat kanunu...

Hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…

04 Şubat 2023

Gerçek Dost, Arkadaş

 


   Adam koca bir danayı kurban kesti ve büyük bir ateş yaktı, kızına dedi ki:

- ''Kızım, sevdiklerimizi ve komşularımızı çağır ve gelip bizimle oturup et yesinler..."

Kızı bağırdı: 

- ′′Evimizde yangın çıktı  yetişin ahali, evimizdeki bu yangını söndürmemize yardım edin!"

Birkaç dakika içinde bunu duyan bir grup insan yangını söndürmek için yardım etmeye koşup evlerine geldiler.

Diğer komşular, akrabalar bu feryadı duymamış gibi davrandılar, feryada kulak tıkadılar.

Yardıma gelenler kurban kesen ailenin kurban etinden yiyip içtiler, karınlarını doyurdular, giderken de elerine birer parça et verildi.

Baba şaşkındı, kızına döndü ve dedi ki:

- ''Kızım, yangın var diye bağırdın ama gelen insanları tanımam; daha önce hiç görmedim, peki sevdiklerimiz, dostlarımız ve meslektaşlarımız nerede?"

Kızı, gözleri dolu dolu dedi ki:

- ''Evimizdeki yangını söndürmeye yardım etmeye gelmeyenler, bizi yangına terkederler. Onlar, bizim dostumuz, arkadaşımız, akrabamız değillermiş..

   Komşu olup; dost, akraba olmayı, dostluk yapmayı, cömertliği ve misafirperverliği hak edenler bunlarmış demek ki baba..."


Sonuç: 

Bir felaket anında kim yanınızda değilse, ona arkadaş, dost, kardeş, akraba, aile demeyin... 

Çünkü onlar; sizin yüzünüze gülen ancak nezaketinizi, cömertliğinizi, insanlığınızı hak etmeyenlerdir.

(Alıntı)

15 Aralık 2022

Kral ve Göz Koyduğu Kadının Kocası Demirci

Ülkenin birinde Zalim bir Kral varmış. Bu zalim kral halkına çok zulüm eder, onları çok çalıştırır ve ellerinde avuçlarında ne var ne yoksa alır, her şeyi ama her şeyi kendisine istermiş. 

Halk ne yapacağını şaşırmış, ''Bu işin sonu ne olacak, ne zaman bitecek'' diye düşünüyormuş.

Bu zalim kral bir gün çarşıda teftiş gezisi yaparken çok güzel bir kadın görmüş ve adamlarına emretmiş : "Kimmiş araştırın bakalım!"

Kısa süre sonra Vezir, Kral'ın yanına sokularak: "Efendim, demircinin karısıymış" demiş

Kral, kadına göz koymuş ama önce demirciyi ortadan kaldırması gerekiyormuş. Bunun için de derhal bir plan yapmış ve demirciyi saraya çağırtmış..

"Yarın sabaha kadar tam bin adet çivi yapacaksın, eğer başaramazsan şafakta asılacaksın"

Bitkin halde evine dönen demirci umutsuzca başından geçenleri eşine anlatmış...

Eşi ise "Allah'tan ümidini kesme, gün doğmadan neler doğar, sabahın da bir sahibi var" demiş...

Demirci bütün gece uyumadan çivi yapmış . Ancak sabaha kadar 100 çivi bile yapamamış.

Gün ağarırken askerler gelmiş... Demirci korku içinde kapıyı açmış...

Askerler 'yaptığın çivileri hemen bize ver' diye bağırmışlar..

Demircinin dilinden usulca "Ama ben 1000 çiviyi tamamlayamadım" cümlesi dökülmüş

Askerlerin başındaki komutan, "Olsun'' demiş, ''kaç tane yaptıysan getir hemen, kral öldü tabutunu çakacağız..."

03 Aralık 2022

Temiz Zağar Bulmak Çok mu Zor?


Meşrutiyet Meclisi’nde Ahmed Ağa adında bir Malatya mebusu varmış. O zat İttihat ve Terakki Partisinden milletvekili seçildiği halde Meclis’te yemin merasimi dışında hiçbir söz söylemiş değilmiş. Talat Paşa, O’nun gizli bir muhalif olabileceğini düşüncesiyle hasbihalde bulunmak üzere meclisin kafeteryasında O’nunla bir görüşme teklifinde bulunmuş. Burada kendisine:

“Ahmed Ağa”, demiş. “Senin ağzını açıp bir şey söylediğin yoktur. Memleket meseleleri hakkında elbet senin de düşüncelerin vardır. Bunları öğrenmek isterim.”

Ahmed Ağa, itiraz yollu olarak

”Paşa!” demiş. “Ben çobanım. Memlekette çift çubuk, sürü sahibi bir ağayım. Memleket meselelerinden bir şey anlamam.”

Talat Paşa itirazla:

“Hayır! Sen sen memleket meseleleri hakkında fikir sahibi olmasaydın bizim arkadaşlarımız oradan seni namzed gösterip seçtirmezlerdi. Bak görüyorsun biz devlette suiistimalleri önleyemiyoruz. En güvendiğimiz adamların iş başına gelince şahsi menfaat peşinde koştuklarını görüyoruz. Bunu önlemenin çaresi nedir?”

Ahmed Ağa bir şey söylemek mecburiyetinde olduğunu anlayarak:

“Bak paşa hazretleri. Bunu önlemenin bir çaresi vardır. Ama sana söylesem, bunu yapamazsın”demiş. Talat Paşa’nın ısrarı üzerine de:

“O zaman ben yaşadığım hadiselerden elde ettiğim bir tecrübeyi size nakledeyim. Takdir sizindir” diyerek şunları söylemiş:

“-Ben hayata çoban olarak başladım. Yıllarca çalışıp çırpınarak büyük bir koyun sürüsü meydana getirdim. Nihayet, gördüğünüz gibi yaşlandım. Bütün işleri çocuklarıma devrederek işten çekildim. Aradan iki üç gün geçti. Çocuklarım yanıma gelerek:

“Baba. Sen hiç kurda koyun kaptırır mıydın?” diye sordular.

“Hayır” dedim. Zira bizim sürü dağın yamacında mahfuz bir yerde gecelerdi. Onlar her gece kurda bir iki koyun kaptırdıklarını söylediler. Kendilerine:

“Sürüde değişiklik yaptınız mı?” diye sordum. Dediler ki;

“Sen tecrübeli bir insansın. Bu sürüyü dört zağarla(çoban köpeği) koruyordun. Biz bunu kafi görmeyerek dört yeni zağar daha aldık. Buna rağmen her akşam bir veya iki koyunu kurda kaptırıyoruz.”

Onlara dedim ki;

“Bu aldığınız yeni zağarları gece boyunca gözetleyin. Bakalım ne göreceksiniz.”

Ertesi gün gelip anlattılar;

Gece yarısına doğru vadiye bir kurt gelip ulumaya başlamış. Yeni zağarlardan biri sürüdeki yerini terk ederek vadiye inmiş. O dişi bir kurtmuş. Bizim zağar onunla oynaşmaya başlamış. Kurtlar iki taneymiş. Erkeği, o zağarın boş bıraktığı kısımdan sürüye saldırarak bir koyun yakalayıp vadiye götürmüş. Dişi kurtla işini bitiren bizim zağar yerine dönmüş.

Bu durumu öğrenince onlara dedim ki;

“Bu zağarla kurt, daha evvel bulundukları bir sürüde bu işi yapmakta olmalıdırlar. Onun kafasına sıkıp öldürün”

Böyle de yaptılar. Fakat ertesi gün yeni zağarlardan bir diğerinin aynı işi yaptığını görmüşler. Bunu öğrenince dedim ki:

“Yeni aldığınız zağarların hepsinin kafasına sıkın ve gözetlemeye devam edin.”

Bunu da yaptılar. Fakat yine de kurda koyun kaptırmaktan kurtulamadılar. O zaman anladım ki, geldiği yerde bu işi yapan yeni zağarlar bizimkilere de bu işi öğretmişler, onlara da bu hastalığı bulaştırmışlar.

Onlara dedim ki;

“Bizim zağarların da bu işi öğrendiği anlaşılıyor. Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış yeni zağar bulun. Bunlar bizimkilerle bir araya gelmeden, bizimkilerin hepsini öldürün ve sürüyü onlara teslim edin. Bu suretle kurda koyun kaptırmaktan kurtulduk. Zannımca, memleket idaresinin de bir sürü idaresinden farkı yoktur. Ben yaşadığım bu tecrübeden bunu anladım. Takdir sizindir.”

Bu olayı hayretle dinleyen Talat Paşa O’na demiş ki

“Benim merak edip seni konuşturduğum gibi, Padişah da seninle görüşmek isterse bu bana anlattığın hikayeyi sakın O’na anlatma!..”

***

Dört tane, hiçbir sürüde kullanılmamış zağar bulmak çok mu zor?

06 Eylül 2022

Yılanın Öcü Kendi Sonu

   

      Mustafa Necati Sepetçioğlu'nun bir hikayesinde geçen yılan ve törpü meseli farklı farklı halk arasında anlatılmaktadır.

     Bir gün, bir yılan, bir marangozun dükkanına girer. Yiyecek bir şeyler aranırken marangoz onu görür ve elindeki testereyi yılana fırlatır. Testere yılanı öldürmez ama kuyruğunu kopartır. Yılan can havliyle bir delikten kaçar. Acısı ile marangoza olan kinini büyütür ve öcünü almak için korkusunu yenerek tekrar dükkana girer. Ancak marangoz ortalıkta yoktur tam geriye dönecekken yerde bir testere görür. Madem marangozdan öcümü alamadım bundan öcümü alayım diyerek testereye sarılır. Testereye sarılmasını sıkıştırdıkça kan gelir. Öfkesinden kendi acısını duymadığı için kanı kendi kanı değil de testerenin kanı olarak düşünür. Testereyi daha fazla sıkar. Hınçla sıktıkça daha fazla kan gelir ve bir süre sonra yılan kendini kaybeder, ölür.


İpe Un Sermek

  Vakti zamanında Anadolu’nun bir köyünde tembelliğiyle nam salmış bir adam yaşarmış. Bu adam, ne zaman bir iş verilse türlü bahanelerle o i...